r/Turkey • u/Shipshipie • 12h ago
News Otoriter rejimden totaliter rejime.
Merhabalar,
Bugün aklıma 2023 seçimleri öncesi dönen "Bu seçim son seçim, kesinlikle kazanmamız lazım." söylemini düşünmekten kendimi alıkoyamadım.
Öncelikle genç arkadaşlara bu yazım. Bazı şeyleri birinci elden görmüş ve yaşamış biri olarak tarihsel olarak Türkiye'nin devlet yapısındaki değişimden bahsetmek istiyorum.
Türkiye hiçbir zaman bir demokrasi cenneti değildi. Ancak gücü elinde bulunduran zümrelerin öncelikleri hiçbir dönemde bugünkü gibi de değildi. Çok kısa bir tarihsel güç ilişkisinden bahsedecek olursam Türkiye'yi dönemlere ayırmak gerekir.
1920 - 1924 Dönemi: Bu döneme kimlik arayışı olarak bakmak gerekir. Güç Kuvayi Milliyeci TBMM'de idi ve Ankara hükümeti saltanat yanlıları harici bir çok kimlikte insan içeriyordu. İslamcılar, Turancılar, İttihat ve Terakki destekçileri ve cumhuriyetçiler gibi bir çok grup bir arada işgale karşı gelmek için toplanmıştı.
1924 - 1938 Dönemi: Atatürk önderliğinde cumhuriyetçiler savaşı da güç mücadelesini kazanmış, modern bir devlet kurmak için kurumların hızla inşa edildiği, büyümenin hızlı olduğu gerçekten mucize gibi bir dönemdi. Demokrasi denemeleri olsa da Türk devriminin devamlılığı ve muhalefetin gerici odaklarla ve eski düşmanlarla işbirliğine girişmesi sonucu gerçekleşmemiştir.
1938 - 1946 Dönemi: İsmet İnönü, Refik Saydam ve Şükrü Saracoğlu devrin önde gelen figürleridir. Savaş ekonomiyi altüst etmiş ancak tarafsızlık politikası sonucu Avrupa'daki diğer ülkelere göre hasarsız geçirilmiştir. Türk devriminin ilerletilmesini isteyen bir grup olsa da ikinci dünya savaşının oluşturduğu dönemin ekonomik sorunları bunu engellemiştir.
1946 - 1960 Dönemi: Çok partili hayata geçilmiş ve 4 yıllık bir CHP iktidarı ile 1950'de gerçekleşen 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı, ülkenin Amerikancı NATO eksenine kaymasını gerçekleştirmiş ve cumhuriyetin en önemli kazanımlarının bazılarından sermaye grupları adına vazgeçilmesini sağlamıştır. Toprak reformu yapılmasının önü tıkanmış, feodal yapıdaki ağalık sistemi ihya edilmiştir. Halkevleri ve Köy Enstitüleri kapatılarak, kaliteli eğitimin genelleşmesi önüne set konulmuştur. Ülkede demiryolları ikinci plana atılmış ve Marshall Yardımlarının kabulünün bir sonucu olarak otoyolları temelli yollara önem verilmiştir. Bu dönem ülkeyi sosyal devlet çizgisinden çıkarıp, burjuvazi devletine dönüştürmeyi amaçlamış ve kısmen başarılı olmuştur. Cumhuriyetin kurulması ile güç kaybeden sermaye, masonik ve dinci grupların bu dönemi sevgi ile anmaları tesadüf değildir. Aynı zamanda AKP iktidarının Türk devrimi karşıtı fikri temelleri de CHP'den kumar ve alkol parası kopartamayan Necip Fazıl Kısakürek tarafından ortaya atılmıştır.
1960 - 1962 Dönemi: Demokrat Parti'nin devrim karşıtı adımlarına karşı olan genç subaylar ihtilal ile yönetime el koymuş ve Demokrat Parti döneminin verdiği hasarları hızlıca düzeltme yoluna gitmişlerdir. Ancak 38 kişilik Milli Birlik Komitesi (Cuntacı Askerler Komitesi) içerisinde Amerikancı ve NATO'cu 14'lüler adı verilen 14 kişilik grup askeri cunta rejimi olmasını savunmuş ve ihtilali içerisiden parçalamışlardır. Bu grup, önceleri Milli Birlik Komitesi'nden atılmış ve sürgüne gönderilmiştir. 14'lülerin liderliğinde Türkçülüğü İslamcılığa taşıyan CIA ajanı Alparslan Türkeş vardı. Ayrıca Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ'ın babası Muzaffer Özdağ da bu grupta bulunuyordu. Daha sonra İnönü'nün sivil yönetime hızla geçilmesi çağrıları sonucu, Milli Birlik Komitesi geri çekilmiş ve sürgüne yollanan 14'lüler geri dönebilmişlerdir.
1962 - 1971 Dönemi: Bu dönem ülkedeki en özgürlükçü dönem olabilir. Kentleşme hızlanmış ve işçi hakları korunarak sermayeye karşı önemli kazanımlar elde edilmiştir. 14'lüler gibi Amerikancı askerler eliyle 12 Mart 1971 muhtırası sonrası sermaye sınıfı tekrardan egemenliğini tesis etmiş, işçi hakları baskılanmıştır. Ayrıca bu dönemde Kıbrıs'ta yaşanan katliamlar ve ABD başkanı Johnson'ın yazdığı mektup ile Amerika'nın Türkiye'yi mandası dışında bir ortak olarak görmediği anlaşılmış ve Türk - Amerikan ilişkilerinde bir kırılma noktası oluşturmuştur. Milli silah sanayinin temelleri de bu dönemde atılmıştır.
1971 - 1980 Dönemi: Bu dönemde SSCB ve ABD arasındaki soğuk savaşın tüm etkileri Türkiye'yi kasıp kavurmuştur. 12 Mart muhtırası sonrası sol hareketler radikalleşmiş ve buna karşılık CIA ajanı Alparslan Türkeş önderliğinde kontrgerilla sağ örgütler kurulmuştur. 1980 darbesine giden şiddet olayları yoluyla toplum Amerikancı bir darbeye hazırlanmıştır. Amerikalıların deyimi ile "Bizim Çocuklar" 1980 Darbesini gerçekleştirmiş ve ülkede akademi, siyaset, sanat, kültür ve herhangi bir alanda ne kadar sol ya da Atatürkçü fikirlere sahip insan varsa tasfiye edilmiştir. Gerçek devrimci Atatürkçülük yerine üsten bakan, halktan kopuk ve sembolik bir Atatürkçülük empoze edilmiş ve AKP iktidarını oluşturacak anti-Kemalist yaklaşımın tohumları atılmıştır.
1980 - 2002 Dönemi: Bu dönem iç güvenliğin en önemli mesele olduğu, PKK'nın terör eylemlerini başlattığı ve terörist başı Öcalan'ın yakalanıp PKK'nın devlet güdümüne sokulması ile son bulan bir dönemdir. Apolitiklik bir ideoloji haline gelmiş ve Özal'ın ülkeyi tam olarak kapitalistleştirmesi ile yolsuzluk ve usulsüzlüğün zirve yaptığı bir dönem olmuştur. Aynı zamanda Fethullahçı Cemaat'in CIA eliyle palazlandırıldığı bir dönemdir. İstikrarsız, sönük ve özgüvensiz bir dönemdir. 28 Şubat 1997'de ordu içerisindeki sözde Atatürkçü ama özde NATO'cu komutanların 4 Şubat'ta Sincan'da tank yürütmeleri sonucu başlayan olaylar silsilesi ile DYP-RP hükümeti düşmüş ve baskıcı bir laiklik anlayışı uygulamaya konmuştur. İslamcı kesimin mağdur edilme süreci başlatılmış ve AKP iktidarının zemini hazırlanmıştır. Ayrıca faili meçhul cinayetlerle ülkedeki Türk devrimini savunan aydınlar öldürülmüştür.
2002 - 2013 Dönemi: 2001 Ekonomik krizi ve 1999 Gölcük depreminin açtığı ekonomik ve toplumsal tahribat engellenememiştir. Ayrıca 11 Eylül 2001 saldırıları ile değişen ABD dış siyaseti daha kontrol edilebilir bir iktidar arayışı doğurmuş ve bunun sonucu Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç önderliğinde AKP Amerika'lı düşünce kuruluşlarının tavsiyesi üzerine kurulmuştur. Ecevit Dönemi Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in ekonomik planları uygulanarak ekonomi toparlanmış ve ülke zenginleşmiştir. 1999 yılından sonra eylemlerini büyük ölçüde durduran PKK, 2004 yılından sonra, sınır vilayetlerde aşiret liderleri ve devlet içerisindeki bazı gruplar tarafından otorite bozucu bir aparat olarak kullanılmıştır, Afganistan'dan gelen Amerikan Eroinini Irak'ın işgali sonrası peşmerge eliyle Avrupa ile buluşturulmuştur. 2010 yılına gelindiğinde yetmez ama evetçi denilen liberal aparatların desteği ile yargı yürütmeye bağlanmış ve AKP, FETÖ ve CIA ordudaki Atatürkçü yapılara karşı tasfiye operasyonları gerçekleştirerek Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını hazırlamıştır. Ordudaki bütünlük dağıtılıp, kadroların FETÖcü subaylara devri bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra AKP ve FETÖ kendi içerisinde iktidar mücadelesine girecek ve dershanelerin kapatılması ile bu kavga görünür hale gelecektir.
2013 - 2016 Dönemi: Bu dönemde FETÖ'nün polisleri ve valileri Gezi olaylarını kışkırtmış ve Erdoğan'ın demokrat maskesini düşürmüştür. Gezi'de yaşam alanlarına giderek müdahale eden iktidarı eleştiren gençler sokağa dökülmüş ve bir yaz boyunca hayatı etkileyen eylemler büyükşehirlerde yaşanmıştır. Aynı zamanda iktidar içerisinde FETÖ, paralel devlet yapılanması olarak tasvir edilmiş ve tasfiye edilmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda PKK ile çözüm süreci başlatılmış ancak 2015 seçimlerinde AKP'nin tek başına iktidar olamaması ile bu süreç terkedilmiştir. Ülkenin her yerinde IŞID ve PKK bombalar patlatmış, güvensiz bir ortam oluşturulmuştur. Bu dönemde bu terör saldırılarına AKP iktidarı oy uğruna göz yummuş ve aynı zamanda Suriye'nin parçalanma sürecinde kendini bir aktör durumuna getirerek ülkeye milyonlarca Suriyeliyi doldurmuştur. Aynı zamanda PKK'da güneydoğu illeri ve ilçelerinde çok sayıda tahkimat yaparak kendini güçlendirmiş ve çok sayıda şehit verdiğimiz bir dönem olmuştur. Oldukça karanlık bir dönemdir.
2016 - 2023 Dönemi: 15 Temmuz FETÖcü darbe girişimi sonrası AKP ve Erdoğan cumhuriyeti yeniden inşa etmiş ve bugüne uzanan diktatörlük rejimine giden başkanlık sistemini getirmişlerdir. Ülkede kurumlar yok edilmiş ve Fatma Betül Sayan Kaya gibi isimlerin çıldırmışca yolsuzluk yapabilmelerinin yolu açılmıştır. Çift başlı adalet sistemi oluşmuş ve AKP çevreleri yolsuzluklarla zenginleşirken geniş halk kitleleri fakirleşmiştir.
2023 ve günümüz: 2023 seçimlerinin de kaybedilmesi ile otoriter bir sistem; yargı, yürütme ve yasamanın bir kişide toplandığı yeni totaliter bir sisteme dönüşümünü tamamlamıştır. Muhalefet hapis, tehdit, rüşvet ve ödül sistemi ile bastırılmış ve demokrasi treninden inilmiştir.
Şimdi geriye ne kalmıştır derseniz, hafıza dışında bir şey diyemem. Bu kurdukları sistem ise sadece kişisel zenginleşme için oluşturulmamıştır. Daha büyük olayların oluşumu için toplumu uyutmaya yönelik bir girişim olarak görmek gerekmektedir. Yarın İsrail adına Yemen'de ölecek Türk askerleri için mi, daha başka bir şey için mi bu tasarım oluşturuldu bunu tam olarak bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum, bu millete zincir vurmak onu tamamen uysallaştırmak kimsenin harcı olmadı bugüne kadar, yarın da olacağını sanmıyorum. Ancak artık bir gerçeği netleştirmek lazım. Artık seçimlerin bir önemi yok. Kime oy verirseniz verin, onları da satın alacaklar. Onları da sistem yutacak, zaten siyaset para ve imkan meselesidir. Artık muhalefet bir muhalefet bakanlığı olmaktan öteye geçemez. Hırsızın değil, hırsıza fener tutanın tutuklandığı bir düzende, sistem sınırları içerisinde bir sonuç almak mümkün değildir.
İkinci bir Kuvayi Milliye dönemi gerekiyor. Ancak bu sefer Sevr'i imzalatmadan bu işi çözmemiz lazım. Eskisi gibi topla-tüfekle cenk edilmiyor. Ben insanımıza güveniyorum ama uyanık olmamız şart. Bu nedenle de kendinizi geliştirin ve bu sırada onların oyununu oynamayı reddedin.
Uzun bir yazı oldu. Selametle,
11
u/Bloom_Ermine9202 11h ago
Özgürlüğünüzü kimseye devir edemezsiniz. Parti, ordu, Atatürk, din, ırk, ideoloji ya da adına ne derseniz diyin iradenizi ve aklınızı kimsenin eline bırakmazsınız. Yakın Cumhuriyet tarihinin en büyük eksikliği bence budur. “Özgür birey” kavramı oluşturamadığımız için ülkede sürekli popülist düşünce “güce” sahip olmaktır. Bunun temelinde ise çok eksik olan eğitim sistemi, kültürel dönüşümü engelleyen toplumsal ayıplama ve linçleme geleneği, anne baba gibi akraba kavramının kişinin hayatı üzerinde aşırı etkili olması ve bunun dolaylı sonucu olarak toplumsal dönüşümü sağlayabilecek devrimsel fikirlerin baskılanması yatmaktadır. Türkiye maalesef ki 19. yüzyıldan kalma gelenek ve anlayışlara sıkışmış ve sürekli kimlik bunalımı yaşayan bir ülkedir.